Telefonlar bizi kanser yapıyor mu?


Cep telefonlarının teknik özellikleri kadar önemli bir konu başlığı daha var, açılımı Speciic Absorption Rate olan SAR değeri yine en büyük tartışma konularından birisi. Peki SAR değeri nedir? İnsanı nasıl etkiler? Bu değerin yüksek ya da
düşük olmasının sağlığımıza etkileri nelerdir? Ve en çok
korkulan soru: SAR değeri ve kanser arasındaki ilişki nedir?

Eğer dergimizi mütemadiyen
takip ediyorsanız, geçen
ay iki sayfa olarak karşınıza
çıkan Wi-Fi ve kanser
karmaşası yazısını görmüş
olduğunuzu düşünüyoruz.
İnsanların kafasına takılan
önemli sorulardan birisi olan,
yeni doğanların olduğu evlerde
router’ların WLAN sistemleri
kapatılan ülkemizde konuya
olabildiğince düzgün bir açıklama
getirmeye çalışmıştık. Bu ayki
odağımız ise SAR değerleri, çünkü
yaptığımız canlı yayınlarda ya da
bize yöneltilen sorularda kendisi
bolca yer kaplıyor.
SAR NEDİR?
Girişte de bahsettiğimiz üzere
Specific Absorption Rate olan SAR,
aslında cep telefonundan yayılan
radyo frekansı dalgalarının, cihazın
oluşturduğu elektromanyetik alan
ve vücudun bu alanı ne derecede
emdiği üstüne kurulu bir ölçüm
değeridir. Tabii SAR değeri, ultrason
gibi cihazlar üzerinden de bir ölçüm
gerçekleştirir, o nedenle aslında SAR

değeri konuşulurken hangi cihazlar için olduğuna göre değerler, emilen vücut alanı ve frekansın dalga boyu değişiklik gösterir.
Cep telefonları 450 ilâ 2.100 MHz arasında radyo dalgaları kullanırlar.
Geçen aydan örnek vereceksek,
bunlar iyonlaştırmayan radyasyon
aralığındadır ve hatta 2,4 GHZ
ile 5 GHZ arasında çalışan Wi-Fi
dalgalarından daha da sönümlü
haldedirler. İyonlaştırmayan
radyasyon ise, herhangi bir şekilde
elektron koparacak kadar güçlü
olmayan ve bu nedenle kansere
davetiye çıkarmayan radyasyon
çeşididir. Ama yine geçen ay
parmak bastığımız şeyi bir kez daha söyleyelim: İnsanın içine girebileceği boyutta ve normalden çok daha
güçlü bir mikro dalga fırın yapılırsa
ve bir insan içinde kalırsa, o zaman
atomların iyonlaşması neredeyse
kaçınılmaz olur.
İşte SAR, bu bahsettiğimiz radyo frekanslarının telefon konuşma
formunda kafaya yakın tutulurken, 1 gr ya da 10 gr’lık doku örneğinin 30 dakikada emdiği elektromanyetik
dalga miktarına verilen terimdir. Yani cep telefonunu eğer konuşma için
kullanmıyorsanız, ya da konuşma
oturumlarınız 30 dakikadan
düşükse, herhangi bir telefonun
SAR değeri sizin standartlarınızın
dışındadır. WhatsApp’te yazışırken
SAR değeriyle ilgilenmezsiniz,
Instagram’da gezinirken SAR
değeri sizin için bir şey ifade etmez. SAR değeri, sadece konuşma
pozisyonunda kafa dokusunun
emdiği miktarı ölçmek için kullanılır.
TARİHÇE
Dünyada ABD ve Avrupa
Birliği’nin SAR değeri ile ilgili
çalışmaları bulunuyor. Bu çalışmalar ilk kez 1996 yılında gerçekleştirildi,
o dönemde akıllı telefonların
olmadığı ve arama/mesajlaşma
sisteminin aktif olarak kullanıldığı
düşünüldüğünde dokuların
ısınmasını bir risk olarak gören
yetkililer SAR değeriyle ilgili bir
kısıtlamaya gittiler. Bugün kabul
gören 2 SAR değeri var, ABD için
bu 1,6 w/kg iken Avrupa Birliği
için değer 2 w/kg. Bu değerler,
kısa süreli yapılan araştırmalar
sonucunda belirlenen ve bugün hâlâ geçerliliği olan sayılar aslında. Aynı
zamanda üst limitleri belirliyorlar,
onu da belirtmek lazım.

RADYASYONUN ETKİSİ
Peki SAR değeri düşük de
olsa, bir telefon insana ne yapar?
Dünyadaki bütün saygın kurumlar,
iyonlaştırmayan radyasyonun
(yani cep telefonlarında, Wi-
Fi sistemlerinde, mikrodalga
fırınlarda bulunan radyasyon)
DNA’ya herhangi bir müdahalede
bulunmadığını net bir şekilde
belirtiyor. O nedenle hayır, bu tür
kaynakların hiçbirisi sizi kanser yapmaz. Gerçekten uzun vadede
olan konuya dair tek araştırma 2011
yılında sonlandırıldı, 13 farklı ülkeden
denekler üzerinden yürütülen bu
araştırma da on yıllar süren kullanım
miktarı, SAR değeri belirtilen aralıkta
olan cihazlar ve kişilerin kansere
yatkınlıkları arasında herhangi bir
bağlantı bulamadı. Peki, o zaman
baştaki soruya geri dönelim: Bir
telefonun yaydığı dalgalar dokunun
ısınmasına sebebiyet verir. Belirli bir
ısınma sürecinin sonunda da doku bozunmaya uğrar. Bu, kanser-vari bir bozunma değildir. Ama proteinlerin (ve yapıtaşı olan amino asitlerin) yapılarını koruyabilecekleri bir sıcaklık aralığı vardır. Bu tür radyo dalgalarına çok uzun süre ve yüksek miktarda maruz kalmak, en fazla böyle bir doku bozunmasına sebep olabilir. Ama kanser gibi çoğalan bir yapıyla değil, bölgesel bir riskle karşı karşıyayız.

ARAŞTIRMALARIN TUTARLILIĞI
Bugüne dek yapılan
araştırmalarda kanser ve cep
telefonu kullanımı arasında bir bağ kurulamamış olsa da, bilim insanları da deneylerin biraz şaibeli olduğunu kabul ediyorlar. Şaibe, deneklerin kansere yatkınlıklarının birebir aynı olduğu ortamlar yaratamamaktan geçiyor aslında. Yani iki insan,
genetik olarak ailelerinde benzer kanser değerleri bulunsa bile
aynı oranda dirençli ya da yatkın olmayabiliyorlar. O nedenle
araştırmalar, bu tür sapma değerleri düşünülerek yapılıyor ve kabul görüyor. Bir diğer konu ise, insan ve hayvanların radyo dalgalarına karşı farklı dirençler göstermesi. Mayıs 2016’da bölümlü sonuçları yayınlanan, tam sonuçları ise
2017’nin sonunda yayınlanması beklenen bir araştırma daha var: “Report of Partial findings from the National Toxicology Program Carcinogenesis Studies of Cell Phone Radiofrequency Radiation in Hsd: Sprague Dawley SD rats (Whole Body Exposure)”
Bu araştırma, telefonlardaki radyasyonun SAR değeri
sınırlarına bakılmaksızın fareler üstünde kullanılmasını konu alıyor. Erkek farelerde çeşitli tümörler görülürken, dişi farelerde herhangi bir şeye rastlanmıyor mesela.
Tabii dediğim gibi, 2 senelik bir araştırmanın ön sonuçları bunlar. Tam bir sonuca ulaşılması için vakit var hâlâ.
ELEKTROMANYETİK AŞIRI HASSASİYET SAR değeriyle ilgili bir başka karmaşa da insanların EHS dediği durumdan çıkıyor. Electromagnetic Hypersensitivity, yani
Elektromanyetik Aşırı Hassasiyet tıpta hiçbir şekilde karşılığı olmayan uydurma bir durum (en azından şimdilik). Çünkü tutarlı belirtileri olmayan, bilimsel dayanağı da bulunmayan, placebo etkisi gibi değerlendirilen bir durum kendisi. O nedenle SAR değeri yüksek telefonlar kullandıkları için kaşıntı, kızarıklık, deride hassasiyet gibi şikayetlerle gelen insanlar genelde bu belirtileri EHS’ye havale etmiş oluyorlar. Çünkü bilim dünyasında, bu durumun bir geçerliliği yok.

SONUÇ
Şunu da unutmamak lazım, SAR değeri aynı yiyeceklerdeki son kullanma tarihi uygulamasındaki gibi yaklaşık bir limiti sembolize ediyor. Bu limit her daim geçerli değil, çünkü yine yapılan araştırmalar zaten günlük kullanımda (güncel akıllı telefonlarda) ortalama emilen radyasyon değerini 0,04 w/kg olarak gösteriyor. Yani SAR değerinin çok altında bir sayı bu. SAR değerine dikkat etmeyin demiyoruz, edin elbette. Ama vücudunuzun altüst olması, ya da telefonla konuştunuz diye sinir sistemini etkileyen bir kanserden ya da deri kanserinden kendinizi yatakta bulmanız olası görünmüyor. Bu yazıyı hazırlarken en büyük dayanağımız www.cancer.gov adresinden de ulaşabileceğiniz National Cancer Institute, bunun dışında da biorxiv.org gibi araştırma bulabileceğimiz yerlerden de faydalandık. Yani asparagas, tık almak için uğraşan ya da 2000’lerin başından beri güncellenmemiş sitelerdeki bilgilerle sizi yanlış yönlendirmekten kaçındık.

Bir yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir